Körlük – Jose Saramago

Jose Saramago adeta bir başyapıt yazmış bizler için. Okumayan çok şey kaçırır.

Arka Kapak

Adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir kentinde, arabasının direksiyonunda trafik ışığının yeşile dönmesini bekleyen bir adam ansızın kör olur. Ancak karanlıklara değil, bembeyaz bir boşluğa gömülür. Arkasından, körlük salgını bütün kente, hatta bütün ülkeye yayılır. Ne yönetim kalır ülkede, ne de düzen; bütün körler karantinaya alınır. Hayal bile edilemeyecek bir kaos, pislik, açlık ve zorbalık hüküm sürmektedir artık. Yaşam durmuştur, insanların tek çabası, ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaktır. Roman, kentteki akıl hastanesinde karantinaya alınan, oradan kurtulunca da birbirinden ayrılmayan, biri çocuk yedi kişiye odaklanır. Aralarında, bütün kentte gözleri gören tek kişi olan ve gruptakilere rehberlik eden bir kadın da vardır. Bu yedi kişi, cehenneme dönen bu kentte, hayatta kalabilmek için inanılmaz bir mücadele verir. Saramago’nun müthiş bir gözlem gücüyle betimlediği bu kaotik dünya, insanın karanlık yüzünün simgesi.

Hiçbir mutluluk sonsuza kadar sürmediği gibi, mutsuzluk da geçicidir.

Körlük, ürkütücü bir roman, beklenmedik bir felaketi yaşayan bir toplumun nasıl çöktüğünün, nasıl bencilleştiğinin ve değer yargılarını yitirdiğinin hikâyesi. Konusunun ürkütücülüğüne rağmen olağanüstü bir şiirsellikle anlatılmış bu unutulmaz roman, usta yazarın belki de en etkileyici yapıtı.

Papaz giysisi giymekle papaz olunmadığı gibi, eline asa almakla da kral olunmaz.

Yorumum

Jose Saramago ile tanıştıktan sonra onun kitaplarını es geçmek mümkün olmuyor. Gerçekten başyapıtlar yazmış. Bu kitap etrafımda oldukça fazla okununca ben de çok merak ettim ve okumaya başladım. İyi ki okumuşum diyebileceğim kitaplardan biri. Okurken zevk aldım. Elimden bırakmak istemedim kitabı. Her daim yanımdaydı, en ufak boşluk bulduğumda hemen okumaya devam ettim.

Kurbanın kendi celladı üzerinde hiçbir hakkı yoksa adalet yok demektir.

Kitabı bitirdikten sonra filmini izledim. Kitaba göre eksikleri fazla diyebilirim. Bu yüzden kitabı okumadan filmi izlemeyin.

Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan fark et.

Gelelim kitabın konusuna. Kırmızı ışıkta bekleyen arabalardan biri yeşil yanmasına rağmen hareket etmiyor. Belli bir süre geçtikten sonra çevredekiler bir şeylerin ters gittiğini anlıyor ve arabanın yanına gidiyorlar. Arabadaki kişinin bir anda kör olduğunu görüyorlar. Yardımcı olmak isteyenlerden biri kör adamı, kör adamın arabasıyla evine götürüyor. Adamı eve bıraktıktan sonra arabayı da alıp kaçıyor. Ertesi gün arabayı çalan sözde iyiliksever vatandaşta kör oluyor. Ülkede körlükler artmaya başlayınca hükümet kendince bir önlem alıyor ve karantina bölgesi oluşturuyor. Buraya körleri ve körlerle temasta olan kişileri hapsediyor ve olaylar başlıyor.

Hepimizin zayıf anları olur ve ağlama yeteneğinimizin olması bizim için sanştır, gözyaşları bizi çoğu kez huzura kavuşturur, ağlayamadığımız bazı durumlarda ölecek gibi oluruz.

Körlük Kitap Kapağı Körlük
Jose Saramago
1995
380

Adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir kentinde, arabasının direksiyonunda trafik ışığının yeşile dönmesini bekleyen bir adam ansızın kör olur. Ancak karanlıklara değil, bembeyaz bir boşluğa gömülür. Arkasından, körlük salgını bütün kente, hatta bütün ülkeye yayılır. Ne yönetim kalır ülkede, ne de düzen; bütün körler karantinaya alınır. Hayal bile edilemeyecek bir kaos, pislik, açlık ve zorbalık hüküm sürmektedir artık. Yaşam durmuştur, insanların tek çabası, ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaktır. Roman, kentteki akıl hastanesinde karantinaya alınan, oradan kurtulunca da birbirinden ayrılmayan, biri çocuk yedi kişiye odaklanır. Aralarında, bütün kentte gözleri gören tek kişi olan ve gruptakilere rehberlik eden bir kadın da vardır. Bu yedi kişi, cehenneme dönen bu kentte, hayatta kalabilmek için inanılmaz bir mücadele verir. Saramago’nun müthiş bir gözlem gücüyle betimlediği bu kaotik dünya, insanın karanlık yüzünün simgesi.

 

Körlük, ürkütücü bir roman, beklenmedik bir felaketi yaşayan bir toplumun nasıl çöktüğünün, nasıl bencilleştiğinin ve değer yargılarını yitirdiğinin hikâyesi. Konusunun ürkütücülüğüne rağmen olağanüstü bir şiirsellikle anlatılmış bu unutulmaz roman, usta yazarın belki de en etkileyici yapıtı.

mert

Genç yaşlarda bilgisayarla, teknolojiyle tanıştım. Sürekli kendime birşeyler katmak için çaba sarfettim. Teknoloji, kitap, dizi ve sinema delisi olarak bildiklerimi ve yorumlarımı sizlere aktarmaya devam ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir