Ümit Dağcı Özel Röportaj

Ümit Dağcı, 1982 Ankara doğumlu, evli ve 3 çocuk babasıdır.

Ümit Dağcı için daha yazacak çok hikaye, gidecek çok yol, ulaşılacak çok yürek vardır…

Ümit Dağcı Ankara’nın son zamanlarda yetiştirdiği en aktif yazarların başında geliyor. Ben kendisini Sosyal Medya ortamında tanıdım, kitaplarını çok sevdim, yazdıkları beni başka dünyalara götürdü. En sonunda sanal ortamda ki hızına yetişemeyeceğimi düşünüp Ankara Kitap Fuarı’nda da kendisini bizzat ziyaret ettim. Bu röportaj sözünü de o zaman aldım. Kendisi sağ olsun bu yoğun temposunun arasında beni kabul etti ve sorularıma tüm samimiyeti ile cevap verdi…

Eserleri

  • Bir Ankara Hikayesi Gölge
  • Bir Ankara Hikayesi Sadakat
  • İlk ve Son Yaratılış
  • Yanancak

-İlk kitabınızı ne zaman okudunuz?

Bu soru bana her zaman bir gerçeği hatırlatıyor; geç kaldığın zaman yetişmek için çok hızlı koşmak gerekir. Herkese garip geliyor ama ilk kitabımı yirmi bir yaşımda okudum. Hasan Sabbah’ın hayatını anlatan Alamut Kalesi isimli kitaptı. Şimdi bakıyorum da; geç tanıştığım bu dünyaya benim için girilecek en doğru kitap olduğunu düşünüyorum. Bir romanın tamamı kurgu olsa da insanın aklında “Acaba gerçek olabilir mi?” sorusunu oluşturması lazım. Bu nedenle bu kitap benim için hayata tutunmak gibi…

-Yazmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz?

Yazmaya karar vermedim. Bence yazarların hiç biride ben yazacağım diye yola çıkmaz. Yazar hikâyelerini kendi dünyasında yaşar; yaşar ve sonunda paylaşmak için yazmaya başlar. Ben Alamut Kalesini okumayı bitirdiğim andan itibaren hayal dünyamın derinlerinde saklanmış olan ve o ana kadar benim için saçma sapan düşünceler gibi gelen hikâyeler bir anda anlam bulmaya başladı. Her yeni kitapta bunların yaşanmış veya yaşanabilecek hayatlar olduğu anladım. Benim gerçeklerim olan yaşam hikâyelerini daha derin kurgulamaya ve mantıklı bir çizgi üzerinde toplamayı başardım. Tabi bunların tamamı on iki yıllık bir süreci aldı.

sadakat2

-Türk yazarlarından severek okuduğunuz kimler var?

Murathan Mungan. Mungan’ın hikâyelerini okumaya başladığınızda ilk satırdan itibaren hikâyenin sonunu bilirsiniz ama gene de heyecanla okumaya devam edersiniz. Başka bir hikâyesinde ise merakınız tavan yapar, acaba ne olacak dersiniz ve dayanamaz sonunu okursunuz, okursunuz ama anlayamazsınız bir daha baştan başlamanız gerekir. Bazen ise sizi sıkar sıkar çok sıkar. Bu kadar ruhsal değişimlerle yazılmış hikâyeleri mutlaka okumak lazım. Kendi yazarlık kariyerim için de çok önemli bir yazar kendisi.

-Yabancı yazarlardan severek okuduğunuz kimler var?

Franz Kafka… Kafka, yazar olduğunu hiçbir zamanda kabul etmediği gibi bir kitabı olduğunu da göremedi. Kafka sadece kendi iç dünyasında yaşattığı ve/veya yaşadığı kişileri yazdı. Bir daha geri dönme ihtiyacı da yoktu çünkü ona göre yazdıklarını kimse okumayacaktı. Bu nedenle iddia ediyorum ki bence Kafka’nın eserleri bir yazarın tüm saflığı ile yazdığı dünyadaki ender yazılardandır.

-Neden polisiye yazmaya yöneldiniz?

Hikâyelerim oluşurken Polisiye, dram ve ya fantastik diye ayırmıyorum. Önceliğim gerçeklik payının olması. Bir Ankara Hikâyesi serisi Polisiye ağırlıklı olsa da içerisinde yaşanmış, yaşanacak birçok hayat var. Bunların en göze çarpanı Pekcan Sert… nam-ı diğer Gölge olduğu için bu seride polisiye ağırlıklı oldu. Ama ben hiçbir zaman yazılarımı yazarken kendimi sınıflandırmadım. Bu nedenle sınıflandırmayı okuyucularımın hikâyeden ne almak istediğine bırakıyorum. En doğrusunu onlar bilir.

-Ailelere çocuklarına kitap okutma gayretleri oluyor bu konuda ki tavsiyeleriniz nelerdir?

Bu konuda kanayan bir yaram var. Ailelerin çocukların sağlıklı büyümesi için tabağına konan yemeği sevmese de yemesi için çeşitli yöntemlere başvururlar. Bunlar kimi zaman baskı kimi zaman korkutma yöntemleri olur. Maalesef ailelerin bir kısmı kitap konusunda da aynı yönteme başvuruyorlar. Bir kitap alınmışsa mutlaka okunacak, bu yanlış. Kitap okunmaya başlandıktan sonra okuyanın sevdiği bir tarz çıkmayabilir. Bunu kimse kitaba başlamadan bilemez. Bu nedenle çocuklarımız bir kitabı okumaya başlamış ve bu kitabı sevmediğini söyleyerek başka kitap okumak istiyorsa bıraksın o kitabı okumasın, eğer zorlarsanız çocuk okumayı tamamen bırakır.

yanancak2

-Türkiye dünyada kitap okuma oranında 11. sıraya yükseldi, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben orta ve lise öğretim okullarına devamlı gidiyorum, bunun yanı sıra kitap fuarlarında özellikle hafta içi standımdan hiç ayrılmıyorum, çünkü hafta içi öğrenciler geliyor. Ben onların gözlerinde ki ışığı görüyorum ve herkese geleceğimiz sağlam korkmayın diyorum. Bu nedenle birkaç yıla kadar bu rakamın çok daha üstlere çıkacağından şüphem yok.

-Kitaplarda gerçekçiliğe mi yoksa gerçeküstü hikâyelere mi daha çok yer verilmeli?


Yazar baştan kendini kısıtlarsa, kısır bir hikâye ortaya çıkar. Dediğim gibi insan sevdiği kitabı okumalı, yazar da kendini dört duvarın içine hapsetmemeli. Kendi dünyasında ne yaşıyorsa onu yazmalı.

 

-Sizce her kitap kişisel gelişim için bir artı mıdır?


Okurken merak, heyecan, hüzün, mutluluk gibi duyguların yaşandığı her kitabın her cümlesi hatta her kelimesi yaşama bir artıdır.

 

-En son okuduğunuz kitap nedir?


Lacivert Kadife Ceket – Koray Özer.

İsimsiz Hayatlar Farklı Mekânlar – Ayla Kapıcı.

Kitaplarını aynı zamanda okudum.

 

-Kitap yazarken ne yapıyorsunuz? Nasıl bir ortam gerekiyor size?


Çoğu zaman dışarıda yazıyorum, bahçesi olan mekanlar ilk tercihim oluyor. Yazmaya odaklandığım andan itibaren kahve, çay… hiçbirini sıcak içememişimdir. Eğer içmişsem yazmayı bırakırım çünkü o zaman o hikâyenin içerinde değilim demektir.

 

-Okuduğunuz ve beğendiğiniz 5 kitap nedir?

Alamut Kalesi – Vladimir Bartol

Dönüşüm – Franz Kafka

Kırk oda – Murathan Mungan

Aldatmak – Ahmet Altan

Dede dede babamı idam ediyorlar – Cüneyt Alphan

mert

Genç yaşlarda bilgisayarla, teknolojiyle tanıştım. Sürekli kendime birşeyler katmak için çaba sarfettim. Teknoloji, kitap, dizi ve sinema delisi olarak bildiklerimi ve yorumlarımı sizlere aktarmaya devam ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir