Uğur Becerikli Özel Röportaj

1972 yılında doğan Uğur Becerikli, 2003 ve 2005 yıllarında Çağdaş Gazeteciler Derneği ödülünü kazandı.

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olup, 1993’ten beri gazetecilik yapmaktadır.

Günümüze kadar çeşitli radyolar, gazeteler ve haber ajanslarında çalıştı.

Televizyon dizilerinde ve belgesellerde metin yazarlığı yaptı.

Bunun dışında ise dikkat çeken kitaplar yazdı.

Kitapları çeşitli yayınevleri aracılığıyla okurlarla buluştu.

ugur bRomanlar

  • Lokman Hekim’in Kayıp Kitabı (Piramit 2005),
  • Yüzde Elli (Destek 2006),
  • Çelebi (Destek 2007),
  • Her Gün Öldürüyor Gidişin (2007),
  • Abdaloğlu (Karınca 2008),
  • Karanlıkta Kaybolurken (Karınca 2008),
  • Konstantiniyye’nin Gülü (Karınca 2009)
  • 1243 Kayseri (Destek 2011)

Çocuk Kitapları

  • Stockholm Mystery (Yaprak 1999),
  • The Medallion (Yaprak 1999),
  • Back To Life (Yaprak 2000),
  • Travels In Cyber Space (Yaprak 2000),
  • The Journalist (Sun Publ. 2001),
  • Year 2210 (Sun Publ. 2004),
  • Yanar Döner Çiçeği (Berke 2005),
  • Sevgili Köpeğim (Berke 2005)
  • Bütün Çocukların Annesi (Berke 2005),
  • Doktor Olacağım (Berke 2005),
  • Futbol Aşkı (Berke 2005),
  • Küçük Kaçak (Berke 2005),
  • Gecekondudaki Kardeşim (Berke 2005),
  • Babalar Günü (Berke 2005),
  • Arkadaşlık Engelleri Aşar (Berke 2005),
  • Matematikçi Kız (Berke 2005),
  • Küçük Aktör (Berke 2005),
  • Yağmur (Berke 2005),
  • Rüzgar Kız (Berke 2005),
  • Dost Uzaylılar (Berke 2005)

Röportaj

-İlk kitabınızı ne zaman okudunuz?
– Okumayı öğrendiğimden beri kitap okuyorum. Hatırladığım kadarıyla ilk okuduğum kitaplar ‘Cin Ali’ serisi idi. Sonrasında ise ‘Karlar Kraliçesi’ ve ‘Kurşun Asker’ kitaplarını okuduğumu hatırlıyorum. Ayrıca 1980’lerde çok yaygın olan Kemalettin Tuğcu’nun çocuk romanlarının tamamını, sonrasında ise dünya klasiklerinin çocuklar için olan versiyonların başlayarak neredeyse tümünü okudum. Halen de kesintisiz okuyorum. Yeter ki kitap ve zaman olsun. Onlar da her zaman oluyor.

-Yazmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz?
– İlkokulda şiir ve kompozisyon yazarak başladık yazmaya. Ancak bunlar fazlasıyla çocuksu şeylerdi. Orta okulda dereceler almaya başlayınca öğretmenlerimin de dikkatini çektim ve teşvik ettiler. Ancak asıl yazma serüvenim üniversite yıllarında başladı. Radyo, televizyon ve sinema eğitimi alırken, sürekli zaten okuyor ve beraberinde de yazıyordum. Denemeler, küçük şiirlerle başlayan yazma çalışmalarım, arkadaşlarımın hoşuna gitmeye başlayınca devamı geldi. Kimse okumasa da yazardım sanırım çünkü yazmak başlı başına benim için zevk veren bir şey.
konstantiniyye'nin gülü kapak 3. BASKI büyük
-Türk yazarlarından severek okuduğunuz kimler var?
– Görev kabul ettiğim için tamamına yakınını okumaya çalışıyorum. Ancak özel olarak okumaktan hiç vazgeçmeyeceğim yirmi kadar Türk yazar var. Bunların içinde olmazsa olmazlar ise elbette Yaşar Kemal, Alev Alatlı ve Orhan Pamuk’tur. Yaşar Kemal’in kelimelere hükmetme gücünü, Alev Alatlı’nın didaktik tavrını, Orhan Pamuk’un ise kendini beğenen tavrını seviyorum.
-Yabancı yazarlardan severek okuduğunuz kimler var?
– Yabancı yazarlar içinde benim için olmazsa olmazlar John Steinbeck, Cengiz Aytmatov ve Nikos Kazancakis’tir. Bunların dışında daha çok sevdiğim ve okuduğum hayatta olan ya da olmayan yazar ve eseri var ama bu üçünün yeri ayrı.
-Türk kitap okurlarına tavsiyeleriniz nelerdir?
– Kitap okuruna bir tavsiye verilebileceğini düşünmüyorum. Zaten okumak isteyen, yerçekimi ile hareket eden su gibidir. Akacağı mecrayı bulur. Bir insan kitap okumayı seviyorsa, kendine özgü bir okuma tarzı da geliştirir. Nasıl ki her yazarın kalemi, üslubu farklı, okuyucunun da böyle olduğunu düşünüyorum. Birinin okuyup çok sevdiği bir kitabı, bir başkası hiç anlamayabiliyor. Ancak tüm insanlara mesajım mutlaka okumalarıdır. Okumanın beyni geliştirdiği zaten biliniyor. Buna insanı zenginleştirmesini de ekleyebilirsiniz. Okumak deyince de illa ka klasikleri eline alıp tuğla gibi kitaplarla boğuşmaktan bahsetmiyorum. Çizgi roman da okunulmalıdır, küçük magazin öyküleri de. Yeter ki okunsun. Zaten okuma alışkanlığı bir kere kazanılınca, bisiklet sürmek gibi, bir daha asla kaybolmaz.
aşk barselona'da bekler kapak
-Türkiye dünyada kitap okuma oranında 11. sıraya yükseldi, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
– Daha fazla olması gerekir. Türkiye’de kitap satışları, okuma oranlarının çok altında. Mesela Türkiye ile Almanya’nın yakın nüfusları var ama yeni kitap basımı ve satışı konularında neredeyse on kata varan bir fark var. Türkiye’de daha çok yeni kitap basılmalı, daha çok kitap alınmalı ve okunmalı. Benim dikkatimi çeken bir şey var: Bütün anne ve babalar çocuğu kitap okusun istiyor. Hiç hayatta eline kitap almamış anne baba bile çocuğu kitap okusun diye bulduğunu alıyor. Ama kendisine gelince almıyor, okumuyor. Madem çocuklarımıza bu kadar önerdiğimiz birşey, büyükler neden okumuyor? Bence genç ve eğitim gören nüfusun bu kadar çok olduğu bir ülkede, 11 değil ilk 3’te olmalı Türkiye.
-Kitaplarda gerçekçiliğe mi yoksa gerçeküstü hikayelere mi daha çok yer verilmeli?
– Yazarın ve okurun tarzına göre değişir. İkisi de olmalı. Toplumcu gerçekçi yazarlar ve kitaplar olmasa, bir çok mesele tabu olarak kalırdı. Mesela Bekir Yıldız’ın hikayeleri olmadan Türk Edebiyatı’nda hikaye konusu bence eksik kalır. Ama öte yandan gerçeküstü hikayeler ve konular da insanların hayalgücünün gelişmesi için faydalı. İnsan hayal ettikçe üretebilir. Bugün gökte gördüğünüz uçaklar, denizlerin üstünde giden tonlarca ağırlıktaki demir gemiler, Mars’a giden uzak gemileri, cep telefonları ve daha bir çok şey, bir zamanlar insanların hayali idi. Hayal edebilen insan, gün geliyor onu gerçekleştirmenin yolunu da buluyor. Bu nedenle gerçeküstü hikayelerin de çok önemli ve gerekli olduğunu düşünüyorum.
-Sizce her kitap kişisel gelişim için bir artı mıdır?
– Kesinlikle! Biraz kaba bir benzetme ama kitabı bir tuğla gibi düşünün. Her kitap, sizi yükselten bir tuğla gibi. Bu sadece maddi olarak değil manevi bir yükseliş aynı zamanda. Cahil insan kolayca kandırılabilir, yönlendirilebilir, düşman edilebilir, kullanılabilir vs. Ancak eğitimli insanlar arasında düşmanlık çıkarmak, onları kullanmak, yönlendirmek daha zordur. Çünkü okuyan insanın beyni gelişir, düşünmeyi, sağlıklı düşünmeyi öğrenir.
-En son okuduğunuz kitap nedir?
– Aslında mesleki bir dayanışma olarak şöyle bir şansım oluyor: Yayınlanmamış, okuyucu ile buluşmamış kitapları önceden okuyabiliyorum. Zaman zaman fikrimizi almak gibi konularda bize kitaplar geliyor. Onları okuyup, eleştirilerimi yapıyorum. Son okuduğum iki kitap da böyleydi. Yani henüz okuyucu görmedi bu kitapları! Fakat ondan önce ‘Efrasiyab’ın Hikayeleri’ni okumuştum.
1243 kayseri 2 baskı
-Kitap yazarken ne yapıyorsunuz? (kahve içmek, çay içmek, uzanmak, vs)
– Kahve ve çay olmadan olmaz elbette ama kitap yazarken çoğunlukla başka bir işe fırsat olmaz. Bir kitap on yılda yazılır. Ama onun kağıda aktarılması için birkaç ay fazla bile. Şunu demeye çalışıyorum: Kafamda bir fikir oluşur. O yıllarca evrilir, çevrilir ve detaylanır. Konuyla ilgili araştırmalar yaparım. Elbette bunu dışarıdaki insanlar bilmez. Sonra bir gün oturur ve artık zamanı geldiği için yazmaya başlarım. Bu da birkaç ay sürer. İşte o birkaç ayda genellikle yazdığım kitap dışında bir işle uğraşacak zamanım olmaz… Yazılan türe göre de değişiyor elbette. Mesela şiir keyif işi. Bir dost sohbetinde, bir deniz kıyısında mehtabı seyrederken de yazıverirsiniz. Ancak roman öyle değil. Roman biraz ağır işçilik. Bu nedenle yazmaya başlayınca mümkün mertebe dışarıya kapatırım kendimi.

-Okuduğunuz ve beğendiğiniz 5 kitap nedir?
– Bir okuma listesi sunmak gerekiyorsa, 5 kitap önereyim:
Nikos Kazancakis – Zorba
Cengiz Aytmatov – Gün Olur Asra Bedel
Alev Alatlı – Schrödinger’in Kedisi
Knut Hamsun – Açlık
John Steinbeck – Gazap Üzümleri

mert

Genç yaşlarda bilgisayarla, teknolojiyle tanıştım. Sürekli kendime birşeyler katmak için çaba sarfettim. Teknoloji, kitap, dizi ve sinema delisi olarak bildiklerimi ve yorumlarımı sizlere aktarmaya devam ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir